Déjà Vu: Zamanın Gizemli Oyunu
Her insan hayatında en az bir kez, daha önce hiçbir şekilde yaşamadığı bir olayı ve anı sanki önceden yaşamış veya deneyimlemiş gibi bir hisse kapılmıştır. Déjà vu denilen kelime, tam da bu olayın tanımıyla eş değerdir. Fransızca literatüründe “önceden görüldü” anlamına gelen bu terim, insanın beyninin kendisine oynadığı en büyük oyunlardan birisidir. Déjà vu bu kadar ilginç bir şey ise, bunun bilimsel açıdan açıklaması ne olabilir? Bazı bilim insanları bu durumun, beynin anıları yanlışlıkla kişi geçmişte yaşanmış gibi hissetmesi olayına bağlayıp savunurken, bazı bilim insanları ise kuantum fiziğiyle açıklanmasına ihtiyaç duyulan bir zaman kayması olabileceğini düşünüyorlar.
Déjà Vu: Beyin İçerisinde Neler Olmaktadır?
İnsan beyni, bilgi işleme konusunda oldukça karmaşık yapısıyla göze çarpmaktadır ve bazen hissel algılar ile hafıza sistemi arasında bir takım kopukluklar meydana gelebilir. Beynin hipokampus bölgesi, insanın hatırlama ve anıları depolama işlerinden sorumlu olan bölgesidir; fakat bazen yeni bir deneyim geçmişte yaşanmış bir anı gibi algılanıp hata yapabilir. Bir diğer araştırılan teori ise, beynin anıyı çok daha öncesinde bilinçaltında işlediği, fakat zihin bu sürecin farkına varmadığıdır. Bu olay da aynı şekilde yaşanılan durumu geçmişte yaşanmış gibi hissetmesine yol açabilir.
Bilim İnsanları Déjà Vu Hakkında Ne Düşünüyor?
Fakat déjà vu’nun yalnızca nörolojik bir hatadan ibaret olduğunu söylemek, konu ile ilgili ortadaki gizemi kaldırmaya yetmez. Metafiziksel açıdan baktığımızda déjà vu, zaman kaymaları veya paralel evrenler ile ilişkilendirilebilir. Teorileri üreten bazı bilim insanları, déjà vu’nun farklı zaman dilimlerinde bizim yaşadığımız hayatların anlık olarak kesişiminin olabileceğini öngörmektedirler. Bir diğer teori ise yaşadığımız bu hislerin sebebi, rüyalarımızda gördüğümüz sahnelerin gerçek hayatta karşımıza çıkmış olmasındandır. Bilim ve metafizik, her ne kadar da farklı bakış açıları ile bu olaya yaklaşsa da hala kesin bir açıklık getirememişlerdir. Fakat bu durum insan beyninin ne kadar sıradışı, keşfedilememiş oluşunu gözler önüne seren en büyük kanıtlardan birisi olma niteliğini taşımaktadır.